05
23

“hareket eden her şeyi sikmek ister gibi”

Uzun zaman sonra yinelenen hiç beklemediğim bu durum karşısında afallamış, hareket eden her şeyi sikmek ister gibi etrafa bakmıştım. Beynimin içinde dolanıp duran bu şeytanı varoluşu alt edememek ile, limana sığınmak isteyen bir gemi gibi penisimi sokacak bir yerler arıyordum. Dünya seksten ibaret değildi, ama böylesi bir durum karşısında erkeklik hormonlarımın boyunduruğa altına nasıl girdim bilmiyordum. Aldığım kültür bana cinselliğin ve tutkunun ne olduğunu öğretmişti, ama şimdi bir orta okul çocuğu gibi sabahtan akşama insanları izliyor, pipimi elime alıp mastürbasyonun kutsallığına sığınıyordum. Sanki herkes bu durumun farkındaymış gibi, eğlenmek isteyerek tuhaf hareketler yapıyor, güvenlikçi kısa boylu sarışın yanı başımda masaya dirseklerini koyup domalıyordu. Sohbet ettiği bu esnada kalçasını arasına girmemek için, sinirlerime gönderdiğim tüm komutları iptal edecek yeni düşünceler oluşturuyordum. Adres soran bir kadına, sorduğu yeri tarif ederken bile zihnimin bir köşelerinde pornografik sahneler canlanıyor, İETT otobüslerinden birine bindiğimde bile, özenle seçilmiş gibi Akbil’lerini basan kısa etekli kızların bir an önce göz menzilimden çıkması için İncil’den ayetler okuyordum. Kadınların inatla gözlerinde gördüğüm bu derin bakışta, şehvetin dolandığını görmek, aslında bu kötü halimin neden olduğu sanrılardan biri olduğunu sanmama neden oluyordu. Kadınların algılaması için epey uzun mesafelere feromonlar salgılıyor, ve bayan partnerlerin saldırgan bakışları arasında, hiçbir halt yiyemeden evime dönüyordum.

05
08

Koridor

Yağmur yağıyordu ve pencereye vuruyordu.

Geceydi.

Duvarda tüm soluk renkler vardı, solmuş sarı ve kahve rengi. Işık sarıydı ve iyi aydınlatıyordu terli tenlerini her ikisininde. Duvara yasladı ve penisini en derinine itti kadının. Öyle itekledi ki neredeyse ruhuna deyecekti. İniltili bir ses, terli ten kokusuyla karıştı ve duvarlara sindi. Soluk soluğa kaldılar, masanın üzerinde duran bardağın yüzeyi buhulandı. Saçları yüzüne yapışmış kadının yüzünü araladı elleri ile. Ve dudaklarını onu, yanmakta olan kızıl dudaklarına bastırdı, yavaşça. Dar koridorun arasına sıkışmış gibi, geniş yatağı terk etmiş ve odadan pekte uzak olmayan bu dar koridorun duvarları arasında sevişmeye koyulmuşlardı. Elbiseleri ortada yoktu ve nerede çıkardıklarını hatırlamıyorlardı. Canlanmış bedenlerinde, kan dolaşımları artmıştı. Sıcaktı, kaynamış sudan çıkarılmış gibi buharları yükseliyordu ve mum ateşini andırırcasına ısıları yükselerek kaplıyordu koridoru.

Kalçasını kavradı ve kucakladı adam. Kendi sırtını duvara yasladı, geriye sarkan kadının gövdesine başını eğdi ve diri iki meme ucunu emmeye başladı. Sigaradan derin bir nefes almış ve tavana üflercesine, iniltilerini bırakıyordu kadın başını geri atarak. Saçları yağmur damlalarını andıran, bir ok gibi yere düşey duruyordu. Saçları arasından süzülen bir ter damlası boynunun ince hatlarından aktı ve gövdesine kadar indi. Bir kez daha kadını kucakladı ve karşı duvara hafif sertçe yasladı ve öncekinden çok daha kuvvetli bir şekilde bastırdı. Kadının içindeki penis, kadının ruhunu sadece kısa bir anlığına hafifçe ucuyla okşadı ve geri çekildi. Güçlü bir çığlık patladı ve o çığlıktan yeni hazlar doğmaya başladı. Yağmurlu bir gündü, üstelik damlalar cama vuruyordu ve geceydi.

04
19

#5 -Re Life

Işığı görmeyen bir odada seviş, ışığı gören bir yerde kadına bak, eğer güzelse bir kez daha seviş, eğer değilse arkana bakma ve biraz alkol. Gerekirse intihar et ve tekrar dirilme. Hintliler bu işte çok popüler. Sen hintli değilsin, öl, başarabildiğin tek şey bu olsun.

04
19

21Volt

X: Sen böyle güzel şeylerden konuşunca kusmak istiyorum.

Y: Ne tarafa?

X: Ne 'ne tarafa'?

Y: Ne tarafa kusmak istiyorsun?

X: Bunu hiç düşünmedim.

04
17

#4 -LSD

Her gece sokak lambaları yanıp, gecenin hırçın perileri o lambaların etrafında uçuştuğunda, sadece benim bildiğim ve tapmakta olduğum, tanrıçanın odama kadar geldiğini görmek hayali ile yaşıyorum. Biraz uğuşturucu yardımıyla görüyorum ve diyorum ki, işte; tüm günahlar asıl kutsallığa ve gerçek aydınlanmaya bizi tırmandıran şeyler. İşte bu LSD’ler tanrıçanın göz bebekleri.

04
16

"Sen seksin ne olduğunu bilmiyorsun. Lütfen tüm din adamlarına elveda de. Sana seks hakkında söylenmiş olan tüm saçmalıklardan kurtul. Onun içine meditasyon halinde gir; o bir ibadettir. O en kutsal şeylerden biridir, kutsalların en kutsalıdır. Çünkü seks aracılığıyla yaşam gelir ve seks aracılığıyla yaşamın kaynağının ta kendisine nüfuz edebilirsin. Şayet seksin derinine inersen Tanrı’yı bulacaksın. Cinsel deneyimin dünyasının derinliklerinde bir yerde Tanrı’nın ellerini bulacaksın…"

- OSHO

04
16

Hobo - Eddy Joe Cotton

“Pançomun içinde büzüştüm, vagonun zeminine uzandım ve paslı boya pullarının köşede dans etmesini izledim. Kaygısız Amerika’nın hayalini kurdum: kumar oynanan kahveleri, motellerin beyaz nevresimlerinde sikişenleri, sabunlu duşları ve tahta kiremitli damları…
Biliyordum ki dağ etekleri güneşi yediğinde, vagonumuz yine kaskatı donacaktı ve bunun için yapabileceğim hiçbir şey yoktu.”

Eddy Joe Cotton

04
14

21Volt

X: Sen sigara kullanmazsın ki, niçin çakmak taşıyorsun?

Y: Herhangi bir devrimde elime geçen ilk kiliseyi ateşe vermek için.

04
14
[Flash 9 is required to listen to audio.]
04
14

#3 -Tek Kullanımlık Anılar

İnsanın on dokuzlu yaşlarında geçmişini yeterince hatırlamıyor olması normal mi acaba, ya da tekdüze bir yaşamdan dolayı mı hiçbir şey hatırlamıyorum. İlkokul sıralarından sadece sayılı birkaç görüntü, sayılı birkaç isim ama soy adları yok. Lise döneminde de aynı şey, sayılı isim, sayılı birkaç sahne. Bu sabah oturdum sadece bunları düşünüyorum, köpük bir bardağa doldurulmuş çayı yudumlayarak. Başımı bir yerlere mi vurdum acaba demekten alamadım kendimi, bana çok garip geldi.

“Yaklaşık 6940 gündür hayattasın ve neredeyse hiçbir bok hatırlamıyorsun.”

Bu işte bir terslik var, ya da ölüyor muyum? Ölüyor olsam bile film şeridinde geçecek anılarım ne kadar az olurdu öyle. Birlikte olduğum kadınlarda silikleşiyor, ülkenin dört bir yerinde farklı yaşları ile farklı kadınlar. İsimlerini anımsamıyorum. Ellerim arasındaki saçlarının rengi bile aklıma gelmiyor egeli kızın.

Hiçbir şeyin bana ait olmadığını öğrettiler hep. Oturduğum evin, bindiğim otobüsün, dinlendiğim bankın bile. Ama bir gün düşüncelerimde bana ait olmayacağı fikri aklımdan bile geçmedi, ve tabi hatıralarımında geri alınacağını hiç düşünmemiştim.

“Asıl zenginlik anlatmaya değer şeyler yaşamaktır.” derdi dayım.

“Ne yaptığın, nasıl yaptığın, ne kadar mantıklı, etik ya da yasal olduğu önemli değil.”

Hiçbir şey hatırlamamaya başlamıştım, rüyalarım daha belirgindi anılarımdan. Yoksa bir boyut içersindeki atomsal yolcuğumda türbülansa girerek boyut mu değiştiriyordum. Bu fikir LSD sonrası söylenebilecek kadar çılgıncaydı.

04
14

#2 -İlkel Müze

Nedense birden bana oda karanlık göründü, saat yaklaşık gece yarısıydı ve ışığım hala açıktı. Susadım, içmek istediğim aptal bir kimyasal bilgiye dayalı, basit bileşenleri mucizevi birleşimden oluşmuş saydam bir sıvı yani su değildi. Dün içtiğim bira şişelerini atmasaydım, diplerinde kalan kısımları bile yalıyabilirdim.

Her an, her şey insana çok boş görünebilir. Herkes tamamen aptal gelebilir. Hiçbir şeyden tat almadığınız bir dönemde, canınızın hala çektiği bir şey vardır, aptalca bir anda aptalca bir şeyi aptal bir insan ile yapmak gibi. Parkta bir banka oturmuş yoldan geçenleri izliyorduk.

“İşte!” dedim, “şu yürüyen müzelere bir bak.”

İnsanlara çoğu zaman müze derdik bu kasaba da. Çünkü böyle bir çağda, ilkel düşünceleri ile sergilenmek için sokakta yürüyorlar gibi gelirdi bana hep. Tam olarak o an mı susadım bilmiyorum, içkimin bittiği ve paramın kalmadığı herhangi bir zamandı.

“Tüm düşündükleri birini düzmek.” dedi arkadaşım.

“Ama hayatlarındaki asıl trajedi birini düzememek.” dedim.

Bir sigara çıkardı ve yaktı. Kasabanın ilkel müzeleri sokakta yürürken, taze beyinleri ve sıkı kalçaları olan bayan okul öğrencileride caddeyi dolduruyordu ve her birinin göz bebeklerini kendi yansımalarımız ile doldurmuştuk. Hissedebiliyordum ve anlıyordum ki; bizde bu ilkel müzelere ters düşen ne varsa, kasabanın kadınlarına çekici geliyor.

04
12
Dünya işlerinde tanrının da eli varsa, mutlaka bu şişeye de dokunmuştur.
Amin,
Afiyet olsun.
04
11

#1 -Tren Üzerine

Yakın zamanda hiç tren ile seyehat ettiniz mi? Neredeyse at arabası ile gitmek gibidir. Lokomotiften çıkan gürültü ve takırtılar. Bu bazen size zarif bir kadının, topuklu ayakkabılarından çıkan ritimli bir ses gibi gelebilir. Gelmiyorda olabilir, o denli teker çapına sahip bu trenin götünü kaldırabildiğine dua etmeniz gerekiyor.

04
08

Düzlem 1

“Al şu mendili kanayan burnunu temizle.”

“İyi ama burnum kanamıyor ki.”

Yüzüme bir bayana göre sıkı bir yumruk geçirdi ve konuşmaya devam etti.

“Seni piç, bunca zamandır neredeydin. Hadi otelden sabahın körü kaçtın, odanın parasını niye vermedin. Senin yüzünden resepsiyondaki şişko ergen ile yatmak zorunda kaldım.”

“Sid ile mi?”

“Resepsiyonda o denli geniş çapa sahip kaç tane şişman ergen var?”

“Aman tanrım, çok kötü olmalı.”

“Berbattı.”

04
05

I, just..

Belki pazartesi olur,

belki salı.

Kodumunu haftasında

herhangi bir gün dönerim,

tekrar gidebilmek için.